Şefaat düşüncesinin, ele alınış biçimine bağlı olarak muhteva ve çerçevesi açısından kimi farklı yaklaşımlar olsa da sözlü ya da yazılı olarak kullanıldığında hemen akla gelen ve zihinlerde ilk etapta çağrıştırdığı anlamı; birini kurtarmak ya da birine yarar sağlamak maksadıyla bir büyüğün nezdinde aracı olmayı, hakkında cezaya karar verilmiş olan birisinin suçunun göz ardı edilmesi hususunda talepte bulunmayı, daha açık bir ifadeyle günahkâr ve kusurlu olduğunu bilen birisinin, yüce bir makam sahibi olduğuna inandığı bir başkasının, Allah’ın huzurunda günahlarının affedilmesi ve hak etmediği hâlde delalet yoluyla daha yüce makam ve mevkilere ulaşması için aracılık etmesi demektir. Bu tanımlar, genel kabul görmüş ve zihinlerde yer etmiş olanlardır. Bu durumu tasvip etmekte zorluk çeken kimi araştırmacılar, kabul edilebilir bir şefaat düşüncesiyle şefaati, dua yoluyla, kişinin arkasından onun lehine talepte bulunmak gibi biraz daha hafifletilmiş tanımlar yapmaktadırlar. Ancak bu tür yaklaşımlar, Kur’an’da bahsedilen şefaatten çok, yerleşik şefaat inancının bir tür savunusu gibi görülmektedir.